Bu yaz Bolu’da düzenlenen 5 Star Basketbol kampında sohbet ettiğim Amerikalı coachlardan Shey Berry şöyle demişti; “Biz Amerikalıların bir lafı vardır : basketbolu biz icad ettik ama dünyanın kalanı bu sporu mükemmelleştirdi”. Gerçekten bu sabah 7 yaşımdaki oğlumla TV karşısında Olimpiyat finalini seyrederken aklımdan hep bu söz geçti. Uzun zamandan beri izlediğim en güzel basketbol karşılaşmalarından birini seyretmek bu tarihi maça tanıklık etmek gerçekten bir koç olarak bana müthiş keyif verdi.Aslında bana keyif veren asıl şey İspanyol takımının ve oyuncularının verdiği olağanüstü mücadeleydi. Bu mücadeleyi izlemek bana gerçekten ilham verdi. Evet maçı ve şampiyonluğu ABD takımı ve NBA yıldızları kazandı ama destanı İspanya yazdı.
Final öncesinde evlerinde TV’leri karşısında ve salonda koltuklarında oturan bütün izleyicilerin beklentisi ABD’nin 30 sayı farkla ezerek maçı kazanması, bol bol fast break ve smaçlarla İspanya’yı geçerek şampiyonluğu kazanmasıydı. Zaten bunu bir hafta önce İspanya’yı 119-82 gibi açık bir farkla kazanarak yapmışlardı da. Ancak finalde ders başkaydı. Dersin adı “mental toughness” (yani zihinsel sertlik, dayanıklılıktı).
İspanyol oyuncular bir hafta önce tam 37 sayıyla yenildikleri rakiplerine karşı direnmek ve onları bu kez yenmek için her şeyden önce kafalarında bu maçı kaybetmemeliydiler. Böylesine sık maçların oynandığı yoğun bir turnuvada ABD takımı gibi rakipler için kabus bir takıma bu direnci göstermek zorundaydılar ve bunu da final maçında destansı bir şekilde yaptılar.
İspanyol oyuncular maçın son düdüğüne kadar maçı hiç bırakmadılar, inançlarını ve mücadele güçlerini hiç yitirmediler. ABD takımına kabuslar yaşattılar ellerinden gelenin en iyisini yaptılar ve dünyanın hayranlığını kazanarak kaybettiler.
İspanyol takımı oyuncuları bütün dünyaya bırakın basketbolu spor felsefesi ve olimpizim adına gerçekten büyük dersler verdi. Nefis güzellikler izletti. Sporun ruhunu yaşattılar. İspanya’nın dersleri;
- İspanyol Milli takımı bu sabah öyle onurlu ve hırslı bir oyun oynadı ki evlerinde TV karşısında ve tribünlerde maçı izleyenler maç sonunda kazanan kadar kaybedeni de alkışladılar. Onurlu mücadele etmenin sahada elinden gelenin en iyisini yapmanın, rakibin gücü ne olursa olsun ondan korkmadan ve inancını hiç yitirmeden sonuna kadar mücadele etmenin, “takım gibi takım” olmanın, sahada birbirine omuz vermenin, hiç geri adım atmamanın, ve daha sayamadığım birçok sportif değerin ne anlama geldiğini bütün dünyaya gösterdiler. Ülkelerini ve onları destekleyen milyonlarca spor severi gururlandırdılar. Biz de onları yürekten kutluyoruz.
- Takım olarak böyle bir mücadele sonunda maçı kaybedebilirsiniz ama siz aslında “kazanan”sınızdır. Böyle bir mücadeleyi gösteren takım en az kazanan kadar hatta buradaki gibi bazen kazanandan daha fazla kazanandır.
RICKY RUBIO
- Bütün İspanyol oyuncular gerçekten çok iyi mücadele etti ancak içlerinden biri var ki o bütün övgülerin üzerinde “küçük” yaşına rağmen “büyük” bir mücadele gösterdi ve bütün dünyanın saygısını ve sevgisini kazandı. Bu oyuncu daha 17 yaşındaki yıldız Ricky Rubio idi. Aslında Rubio genç yaşına rağmen basketbol arenasında çok tanınan bir isim. O herkes tarafından “geleceğin yıldızı” olarak değerlendiriliyordu ancak Rubio “bugün“ oynadığı oyun ve sahadaki duruşuyla geleceğin değil “bugünün yıldızı” olduğunu kanıtladı. Rubio 17 yaşında takımın asıl oyuncusu (main player) olarak ilk beşte sahaya çıktı, karşısındaki eşleşmesi yani match up’ı dünyanın tartışmasız en iyi guardlarından biri olan Jason Kidd’di. Bütün gözler üzerinde ve beklentiler çok yüksekti. Sahadaki görevi zordu, hem dünyanın en iyi guardlarını savunmada durdurması gerekecek hem de hücumda bu canavarların baskısı altında topu getirip takımını organize edecekti. Rubio sahada bunların çok ötesinde bir mücadele gösterdi savunmada o kadar iyi iş yaptı ki maç bittiğinde kimse ABD’li guardların özellikle de Kidd’in ne yaptığını hatırlamıyordu ama herkes Rubio’yu ayakta alkışlıyordu. Hücumda ise sadece pas dağıtmakla ve takımı oynatmakla kalmayıp oyundan çıkıp banka gitti dönemlerde takımı aksatacak önemli bir parçası oldu. Ama bugün onu asıl “büyük” yapan sahada gösterdiği “büyük mücadelesi” idi. O maç boyunca dünyanın en iyi oyuncuları karşısında hiç geri adım atmadı, hiç korkmadı, hiç yılmadı, umudunu ve inancını hiç kaybetmedi, bütün gençlere sporda cesaretin ve kendine güvenin ne demek olduğunu lirik bir şekilde anlattı.
- Rubio’nun maçta ki tek “çocukluğu” maç sonunda sinirlerine ve kazanma hırsına hakim olamayarak aldığı teknik fauldü.
- Bence sadece finalin değil turnuvanın en güzel anlarından biri Rudy Fernandez’in (ki bence maçın adamıydı muhteşem oynadı) maçın 4. periyodunda Dwight Howard’ın üzerinden vurduğu smaç diğeri de maçın bitimine 25 sn. kalmasına ve maçı kaybettikleri kesinleşmesine rağmen Rick Rubio’nun yenilgiyi kabullenmek istemezcesine, sanki maçın başıymış gibi savunma yaparak Chris Paul’ün topunu çalması ve sonrasında sayı olmamasına rağmen güzel bir ters turnike atmasıydı. Bu iki durumda da İspanyol oyuncular rakiplerine aslında şunu söylüyorlardı; “maçı kazanabilirsin ama beni asla yenemezsin”...
- Rubio bugün bütün dünyaya ve gençlere; “yaşınız ne olursa olsun büyük düşünmelisiniz çünkü sporda dün olmadığı gibi yarın da yoktur “şimdi” vardır. Şimdi değilse ne zaman?” dedi ve bütün dünyadaki tüm branşlardaki “genç” sporculara örnek oldu. Sembolleşti.
- Artık bütün koçların ve benim genç oyuncularımıza göstereceğimiz bir örneğimiz oldu. Artık genç oyuncularımıza şunu söyleyebileceğiz “o yapabiliyorsa sen de yaparsın”. Ve bütün genç oyunculara al bunu izle ve örnek al diyeceğimiz bir maç kasetimiz oldu.
- Bence bütün coachların özellikle de gençlerle çalışan, onlara bir şeyler vermeye gayret eden, onlara güvenen bütün koçların bu maç kasetini bir eğitim kaseti gibi seyredip arşivlerine eklemeleri ve zaman zaman tekrar seyretmeleri ve seyrettirmeleri gerekecek. Çünkü biz antrenörlerin asıl görevi oyuncularımıza basketbol oyunun öğretirken mental olarak da onları başarılara hazırlamak, onlara büyük düşünmeyi öğretmektir.
- “Ben daha genç oyuncuyum daha zamanım var” , “o daha genç oyuncu zamanı var” diye diye otuz yaşına geldiğinde hala “gençliğin arkasına saklanan” gençlere ve onların antrenörlerine de ayrı bir ders vardı bu maçta.
ABD takımının öğrettikleri:
- ABD takımı bütün dünyaya öncelikle fiziksel gücün ve atletizmin basketbolda ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.
- Çağdaş basketbolun yani Transition basketbolu’nun nasıl oynanması gerektiğini gösterdiler. Attıkları fast breaklerle izleyenlere basketbol ziyafeti çektiler. Özellikle yedikleri sayılardan sonra çabuk topu oyuna sokarak attıkları fast breakler izlenmeye değerdi.
- Bütün şampiyona boyunca oynadıkları seyir zevki yüksek ve izleyene keyif veren oyunları ve medyatik NBA yıldızlarıyla olimpiyatlara renk kattılar. Basketbol oyunun popülaritesine katkı yaparak basketbol misyonlarını yerine getirdiler.
- ABD takımı tarihinde belki ilk defa attıkları kadar attırmadıklarıyla da konuşuldu. Yaptıkları baskılı savunma ile finale kadar hiçbir rakiplerine bir iki periyot haricinde şans tanımadılar ve hak ettikleri şekilde şampiyon oldular. Michael.REDD’in dediği gibi “görevi tamamladılar”
- Burada ABD takımının yaşayan efsane koçu Mike Kryzewsky’nin hakkını da teslim etmek gerekir. Koç “K” in çoğu maçta en büyük sorunu rakiplerden çok kendi bencindeki yıldızlarının oynama zamanlarını ayarlamak oldu. Artık modern basketbolda özellikle de NBA, EUROLEAGE gibi üst seviye takımlardaki koçların en temel işlerinden biri olan “ego menagemet” i iyi yapmak yani oyuncuların egolarını kontrol altına alarak takım potasında eritebilmek. Koç “K” de dünyanın en büyük egolarını çok iyi yönetti, ABD takımı takım hüviyetini hiç kaybetmedi, büyük bir uyum içinde turnuvayı tamamladı ve şampiyon oldu.
- ABD’li oyuncuların tamamı olmasa da Jason Kidd gibi gerçek yıldızlar, dünya starı olmak için önce sportmen olmak, sahada kazanırken de rakiplerine saygı göstermek gerektiğini, onları küçümsemeden ve onları ezmeden kazanmanın iyi sporcuları efsaneler haline getirdiğini, sporun evrensel diliyle bütün dünyaya anlatılar.
Finalin teknik olarak analizine gelince :
Maçı teknik olarak analiz edecek olursak alında her iki takım adına da çok sıra dışı taktikler yada oyunlar yoktu. Her iki takımda kendi düzenlerinde oynadı. Bu ABD için normal bir durumdu çünkü zaten buraya bu şekilde oynayarak yani “run and gun” tarzında hızlı oynayarak geldikleri için bunun dışında bir şey yapmalarına da gerek yoktu ve zaten öyle de oynayıp kazandılar. Oysa İspanyanın kazanmak için ekstra bir şeyler yapması gerekiyordu. Onlar da taktik olarak olmasa da mental olarak farklı bir şey yaptı ve sıradışı bir mücadele gösterdi. Ama bu kazanmak için yeterli olmadı.
Eğer ABD takımının karşısında takımını hazırlayan bir koç olsaydınız herhalde takımınıza vurgulamanız gereken birinci konu, “defansif transition” yani hücumdan savunmaya dönüş olurdu. İspanya’da şu ana kadar ABD karşısında bunu en iyi uygulayan takımlardan biri oldu. Ancak buna rağmen özellikle maçın kırılma bölümlerinde ABD fast break lerine özellikle yedikleri sayılar sonrasında attıkları fast break sayılarına (after made basket fast breaks) engel olamadılar.
İspanya elemeler dahil ABD’yi en fazla zorlayan ve onlara en fazla sayı atan takım oldu. Ve eğer ABD özellikle maçın kırılma anlarında birkaç 3 sayılık atışı sayı yapamazsa, 2-3 fast break az atsa yada 2-3 ribaund az alsa maçı kaybedebilirdi.
İspanya maçın büyük bir bölümünde ABD’yi adam adama savunmayla durdurmaya çalıştı (en azından yavaşlattı). İspanyollar eğer alan savunmasını biraz daha iyi yapabilselerdi yada belki 2-3 yerine match-up zone, 3-2 zone, 1-2-2 zone yada 1-3-1 zone türü rakibin önde oynayan kısalarıyla eşleşen bir alan savunması yapmayı deneseler belki daha iyi olabilir ve alan savunması yaptıkları periyotlarda bir iki top daha fazlasını sayı yemeden geri çevirebilirlerdi. Çünkü ABD takımı İspanya’nın yaptığı 2-3 alan savunmasını high-posta attıkları toplarla (özellikle Tayshuan Prince ile) ve crosa atıkları paslar sonucu buldukları şutlardan kazandıkları 3’lüklerle (özellikle Kobe Bryant ve Wade ile) deldiler. Tabi ki bunlar hep teori ve farazi. Bilim adamlarının dedikleri gibi “realite her zaman teoriyi şaşırtır” bunlar da sadece fikir belki de bunları deneseler maç daha erken kopacaktı. Bunu bilmek tabi ki mümkün değil. Gerçek olan şu ki İspanya bu olimpiyat finalini büyük hem de çok büyük oynadı, çok saygı duyulacak bir mücadele örneği gösterdi ve kaybetti. Onlar sadece bunun için bile takdiri hak etti. Boşuna dünya şampiyonu olmadıklarını gösterdiler. Kesin olan şu ki gelecek İspanyol basketbolu için umut dolu.
- İspanyol Milli takımı bu sabah öyle onurlu ve hırslı bir oyun oynadı ki evlerinde TV karşısında ve tribünlerde maçı izleyenler maç sonunda kazanan kadar kaybedeni de alkışladılar. Onurlu mücadele etmenin sahada elinden gelenin en iyisini yapmanın, rakibin gücü ne olursa olsun ondan korkmadan ve inancını hiç yitirmeden sonuna kadar mücadele etmenin, “takım gibi takım” olmanın, sahada birbirine omuz vermenin, hiç geri adım atmamanın, ve daha sayamadığım birçok sportif değerin ne anlama geldiğini bütün dünyaya gösterdiler. Ülkelerini ve onları destekleyen milyonlarca spor severi gururlandırdılar. Biz de onları yürekten kutluyoruz.
- Takım olarak böyle bir mücadele sonunda maçı kaybedebilirsiniz ama siz aslında “kazanan”sınızdır. Böyle bir mücadeleyi gösteren takım en az kazanan kadar hatta buradaki gibi bazen kazanandan daha fazla kazanandır.
RICKY RUBIO
- Bütün İspanyol oyuncular gerçekten çok iyi mücadele etti ancak içlerinden biri var ki o bütün övgülerin üzerinde “küçük” yaşına rağmen “büyük” bir mücadele gösterdi ve bütün dünyanın saygısını ve sevgisini kazandı. Bu oyuncu daha 17 yaşındaki yıldız Ricky Rubio idi. Aslında Rubio genç yaşına rağmen basketbol arenasında çok tanınan bir isim. O herkes tarafından “geleceğin yıldızı” olarak değerlendiriliyordu ancak Rubio “bugün“ oynadığı oyun ve sahadaki duruşuyla geleceğin değil “bugünün yıldızı” olduğunu kanıtladı. Rubio 17 yaşında takımın asıl oyuncusu (main player) olarak ilk beşte sahaya çıktı, karşısındaki eşleşmesi yani match up’ı dünyanın tartışmasız en iyi guardlarından biri olan Jason Kidd’di. Bütün gözler üzerinde ve beklentiler çok yüksekti. Sahadaki görevi zordu, hem dünyanın en iyi guardlarını savunmada durdurması gerekecek hem de hücumda bu canavarların baskısı altında topu getirip takımını organize edecekti. Rubio sahada bunların çok ötesinde bir mücadele gösterdi savunmada o kadar iyi iş yaptı ki maç bittiğinde kimse ABD’li guardların özellikle de Kidd’in ne yaptığını hatırlamıyordu ama herkes Rubio’yu ayakta alkışlıyordu. Hücumda ise sadece pas dağıtmakla ve takımı oynatmakla kalmayıp oyundan çıkıp banka gitti dönemlerde takımı aksatacak önemli bir parçası oldu. Ama bugün onu asıl “büyük” yapan sahada gösterdiği “büyük mücadelesi” idi. O maç boyunca dünyanın en iyi oyuncuları karşısında hiç geri adım atmadı, hiç korkmadı, hiç yılmadı, umudunu ve inancını hiç kaybetmedi, bütün gençlere sporda cesaretin ve kendine güvenin ne demek olduğunu lirik bir şekilde anlattı.
- Rubio’nun maçta ki tek “çocukluğu” maç sonunda sinirlerine ve kazanma hırsına hakim olamayarak aldığı teknik fauldü.
- Bence sadece finalin değil turnuvanın en güzel anlarından biri Rudy Fernandez’in (ki bence maçın adamıydı muhteşem oynadı) maçın 4. periyodunda Dwight Howard’ın üzerinden vurduğu smaç diğeri de maçın bitimine 25 sn. kalmasına ve maçı kaybettikleri kesinleşmesine rağmen Rick Rubio’nun yenilgiyi kabullenmek istemezcesine, sanki maçın başıymış gibi savunma yaparak Chris Paul’ün topunu çalması ve sonrasında sayı olmamasına rağmen güzel bir ters turnike atmasıydı. Bu iki durumda da İspanyol oyuncular rakiplerine aslında şunu söylüyorlardı; “maçı kazanabilirsin ama beni asla yenemezsin”...
- Rubio bugün bütün dünyaya ve gençlere; “yaşınız ne olursa olsun büyük düşünmelisiniz çünkü sporda dün olmadığı gibi yarın da yoktur “şimdi” vardır. Şimdi değilse ne zaman?” dedi ve bütün dünyadaki tüm branşlardaki “genç” sporculara örnek oldu. Sembolleşti.
- Artık bütün koçların ve benim genç oyuncularımıza göstereceğimiz bir örneğimiz oldu. Artık genç oyuncularımıza şunu söyleyebileceğiz “o yapabiliyorsa sen de yaparsın”. Ve bütün genç oyunculara al bunu izle ve örnek al diyeceğimiz bir maç kasetimiz oldu.
- Bence bütün coachların özellikle de gençlerle çalışan, onlara bir şeyler vermeye gayret eden, onlara güvenen bütün koçların bu maç kasetini bir eğitim kaseti gibi seyredip arşivlerine eklemeleri ve zaman zaman tekrar seyretmeleri ve seyrettirmeleri gerekecek. Çünkü biz antrenörlerin asıl görevi oyuncularımıza basketbol oyunun öğretirken mental olarak da onları başarılara hazırlamak, onlara büyük düşünmeyi öğretmektir.
- “Ben daha genç oyuncuyum daha zamanım var” , “o daha genç oyuncu zamanı var” diye diye otuz yaşına geldiğinde hala “gençliğin arkasına saklanan” gençlere ve onların antrenörlerine de ayrı bir ders vardı bu maçta.
ABD takımının öğrettikleri:
- ABD takımı bütün dünyaya öncelikle fiziksel gücün ve atletizmin basketbolda ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.
- Çağdaş basketbolun yani Transition basketbolu’nun nasıl oynanması gerektiğini gösterdiler. Attıkları fast breaklerle izleyenlere basketbol ziyafeti çektiler. Özellikle yedikleri sayılardan sonra çabuk topu oyuna sokarak attıkları fast breakler izlenmeye değerdi.
- Bütün şampiyona boyunca oynadıkları seyir zevki yüksek ve izleyene keyif veren oyunları ve medyatik NBA yıldızlarıyla olimpiyatlara renk kattılar. Basketbol oyunun popülaritesine katkı yaparak basketbol misyonlarını yerine getirdiler.
- ABD takımı tarihinde belki ilk defa attıkları kadar attırmadıklarıyla da konuşuldu. Yaptıkları baskılı savunma ile finale kadar hiçbir rakiplerine bir iki periyot haricinde şans tanımadılar ve hak ettikleri şekilde şampiyon oldular. Michael.REDD’in dediği gibi “görevi tamamladılar”
- Burada ABD takımının yaşayan efsane koçu Mike Kryzewsky’nin hakkını da teslim etmek gerekir. Koç “K” in çoğu maçta en büyük sorunu rakiplerden çok kendi bencindeki yıldızlarının oynama zamanlarını ayarlamak oldu. Artık modern basketbolda özellikle de NBA, EUROLEAGE gibi üst seviye takımlardaki koçların en temel işlerinden biri olan “ego menagemet” i iyi yapmak yani oyuncuların egolarını kontrol altına alarak takım potasında eritebilmek. Koç “K” de dünyanın en büyük egolarını çok iyi yönetti, ABD takımı takım hüviyetini hiç kaybetmedi, büyük bir uyum içinde turnuvayı tamamladı ve şampiyon oldu.
- ABD’li oyuncuların tamamı olmasa da Jason Kidd gibi gerçek yıldızlar, dünya starı olmak için önce sportmen olmak, sahada kazanırken de rakiplerine saygı göstermek gerektiğini, onları küçümsemeden ve onları ezmeden kazanmanın iyi sporcuları efsaneler haline getirdiğini, sporun evrensel diliyle bütün dünyaya anlatılar.
Finalin teknik olarak analizine gelince :
Maçı teknik olarak analiz edecek olursak alında her iki takım adına da çok sıra dışı taktikler yada oyunlar yoktu. Her iki takımda kendi düzenlerinde oynadı. Bu ABD için normal bir durumdu çünkü zaten buraya bu şekilde oynayarak yani “run and gun” tarzında hızlı oynayarak geldikleri için bunun dışında bir şey yapmalarına da gerek yoktu ve zaten öyle de oynayıp kazandılar. Oysa İspanyanın kazanmak için ekstra bir şeyler yapması gerekiyordu. Onlar da taktik olarak olmasa da mental olarak farklı bir şey yaptı ve sıradışı bir mücadele gösterdi. Ama bu kazanmak için yeterli olmadı.
Eğer ABD takımının karşısında takımını hazırlayan bir koç olsaydınız herhalde takımınıza vurgulamanız gereken birinci konu, “defansif transition” yani hücumdan savunmaya dönüş olurdu. İspanya’da şu ana kadar ABD karşısında bunu en iyi uygulayan takımlardan biri oldu. Ancak buna rağmen özellikle maçın kırılma bölümlerinde ABD fast break lerine özellikle yedikleri sayılar sonrasında attıkları fast break sayılarına (after made basket fast breaks) engel olamadılar.
İspanya elemeler dahil ABD’yi en fazla zorlayan ve onlara en fazla sayı atan takım oldu. Ve eğer ABD özellikle maçın kırılma anlarında birkaç 3 sayılık atışı sayı yapamazsa, 2-3 fast break az atsa yada 2-3 ribaund az alsa maçı kaybedebilirdi.
İspanya maçın büyük bir bölümünde ABD’yi adam adama savunmayla durdurmaya çalıştı (en azından yavaşlattı). İspanyollar eğer alan savunmasını biraz daha iyi yapabilselerdi yada belki 2-3 yerine match-up zone, 3-2 zone, 1-2-2 zone yada 1-3-1 zone türü rakibin önde oynayan kısalarıyla eşleşen bir alan savunması yapmayı deneseler belki daha iyi olabilir ve alan savunması yaptıkları periyotlarda bir iki top daha fazlasını sayı yemeden geri çevirebilirlerdi. Çünkü ABD takımı İspanya’nın yaptığı 2-3 alan savunmasını high-posta attıkları toplarla (özellikle Tayshuan Prince ile) ve crosa atıkları paslar sonucu buldukları şutlardan kazandıkları 3’lüklerle (özellikle Kobe Bryant ve Wade ile) deldiler. Tabi ki bunlar hep teori ve farazi. Bilim adamlarının dedikleri gibi “realite her zaman teoriyi şaşırtır” bunlar da sadece fikir belki de bunları deneseler maç daha erken kopacaktı. Bunu bilmek tabi ki mümkün değil. Gerçek olan şu ki İspanya bu olimpiyat finalini büyük hem de çok büyük oynadı, çok saygı duyulacak bir mücadele örneği gösterdi ve kaybetti. Onlar sadece bunun için bile takdiri hak etti. Boşuna dünya şampiyonu olmadıklarını gösterdiler. Kesin olan şu ki gelecek İspanyol basketbolu için umut dolu.

0 yorum:
Yorum Gönder